Eskiden okullar, ideolojik kalelerin ön cephesiydi. 12 Eylül öncesini hatırlayanlar bilir; ilkokul sıralarında başlayan "sağ-sol" ayrımı, lisede taşlı sopalı kavgaya, üniversitede ise maalesef kanlı çatışmalara evrilirdi. O günlerde şiddetin bir "kimliği", bir "davası" ve bir "aidiyeti" vardı.
Bugün ise okullar yine bir şiddet sarmalında ancak bu sefer düşman hayali, silahlar gerçek, fail ise henüz çocukluktan çıkmamış ruhlar.
İdeolojinin Yerini Alan Dijital Hipnoz
Siyasi kavgaların yerini bugün dijital yaşamın karanlık dehlizleri aldı. Artık her çocuğun elinde, kontrolsüzce dünyaya açılan birer pencere olan tabletler ve telefonlar var.
Ancak bu pencereden içeri sızan ışık değil; şiddetin, savaşın ve yok etmenin yüceltildiği bir "dijital zehir".
Çocuklar, saatlerce süren oyunlarda ve sosyal medya akışlarında "vurmayı", "öldürmeyi" ve "stratejik imhayı" bir başarı kriteri olarak kodluyor.
Bir nevi dijital beyin yıkama süreci yaşayan bu körpe zihinler, gerçek hayatla sanal dünya arasındaki o ince çizgiyi kaybediyor.
Eskiden siyasi liderlerin peşinden giden gençler, şimdi karanlık forumların, şiddet içeren içeriklerin ve "yalnız kurt" modelinin esiri oluyor.
Kahramanmaraş’taki 14 Yaşındaki çocuk..
Son olarak Kahramanmaraş’ta yaşanan, bir Emniyet Müdürü’nün 14 yaşındaki oğlunun okula 5 silahla girmesi olayı, bardağı taşıran değil, bardağı parçalayan son damladır.
Bu çocuk sadece "psikolojik sorunlu" diyerek geçiştirilemez. Bu olay, bir planın, bir hedefin ve dijital dünyada beslenen o tehlikeli özgüvenin somutlaşmış halidir.
Emniyetin göbeğinde, silahın ne olduğunu en iyi bilmesi gereken bir ortamda büyüyen bir çocuğun, okulu bir "hedef tahtasına" çevirme arzusu, toplum olarak nerede hata yaptığımızın en acı göstergesidir.
Ailelerin Korkulu Rüyası: Okullar Güvenli mi?
Eğitim artık bir gelecek inşasından ziyade, ailelerin "çocuğum akşam eve sağ salim dönecek mi?" endişesine dönüştü.
Şiddet artık politik bir amaç için değil, sadece "var olmak" veya "içindeki yıkımı dışa vurmak" için kullanılıyor.
Peki, çözüm nerede?
Dijital Denetim: Çocukların ellerine verdiğimiz cihazları birer "susturucu" gibi kullanmaktan vazgeçmeliyiz.
Psikolojik Takip: Okullardaki rehberlik servisleri sadece kağıt üzerinde kalmamalı; "sessiz ve içe kapanık" çocukların içindeki fırtınalar önceden tespit edilmeli.
Silahlanma ve Rol Modeller: Şiddetin her türlüsünün, ekranlardan sokağa kadar meşrulaştırıldığı bu kültürel iklim acilen değişmeli.
Dün ideolojik kavgalarda evlatlarını kaybeden bu topraklar, bugün dijital dünyanın yarattığı kimliksiz şiddete kurban verecek tek bir cana bile sahip değildir. Okullar "savaş alanı" değil, "hayat alanı" olmalıdır.
Cephanelik Evler, Savunmasız Çocuklar: Okullardaki Gizli Tehlike
Kahramanmaraş’ta bir Emniyet Müdürü’nün 14 yaşındaki oğlunun, babasına ait tam 5 silahla okula girmesi, sadece eğitim sistemini değil, "güvenlik" anlayışımızı da sorgulatmalı.
Bir evde, hele ki bir güvenlik görevlisinin evinde neden bu kadar çok silah bulunur?
Taşıma ruhsatlı bir silahın varlığı anlaşılabilir ancak bir evin cephaneliğe dönüştürülmesinin izahı zordur.
Evdeki Silah Kimin Elinde?
Emniyet mensubu ya da emeklisi fark etmeksizin, silahın muhafazası en az taşınması kadar ağır bir sorumluluktur.
Eğer 14 yaşındaki bir çocuk, o silahlara kolayca ulaşıp çantasına doldurabiliyorsa, orada sadece bir "ihmal" değil, büyük bir "güvenlik zafiyeti" vardır.
Bugün o silahları çocuk alıp okula götürüyor; peki ya yarın?
Bir terör örgütünün bu tür "silah deposu" haline gelmiş evleri hedef almayacağının garantisi var mı?
Kilit altında tutulmayan, denetlenmeyen her silah, suç şebekeleri ve terör grupları için hazır birer ganimettir.
Terör Örgütlerinin Yeni "Yazılımı": Dijital Yalnızlık
Bugün terör örgütleri artık sadece dağda ya da hücre evlerinde eleman devşirmiyor.
Dijital dünyada beyni yıkanmış, ailesinden kopmuş, elindeki tabletle şiddeti normalleştirmiş "yalnız çocukları" hedef alıyorlar.
Dijital ortamda radikalleşen çocuk, evdeki silaha ulaştığı anda bir piyon haline gelebilir.
Siyasi ideolojilerin yerini alan bu "dijital şiddet kültürü", örgütlerin işini kolaylaştırıyor.
12 Eylül öncesinde sokağa dökülen gençler bir grubun parçasıydı; bugünkü tehlike ise evinin odasında tek başına oturan ama elinde her türlü yıkıcı gücü bulunduran kontrolsüz bireylerdir.
Devletin ve Ailenin Görevi
Emekli veya görevde olan fark etmeksizin, kamu görevlilerinin evlerindeki silah mevcudiyeti ve bu silahların korunma şartları çok sıkı denetlenmelidir.
Bir çocuğun psikolojik sorunları olabilir, bir ergenlik bunalımı yaşıyor olabilir; ancak bu sorunların yanına "5 adet gerçek silah" eklendiğinde, bu artık bir bunalım değil, katliam hazırlığıdır.
Eğitimi ailelerin korkulu rüyası olmaktan çıkarmanın yolu, sadece okul kapısına dedektör koymak değil; evlerdeki silahları kontrol altına almak ve çocukların ellerindeki dijital silahları (tablet/telefon) birer eğitim aracına dönüştürmekten geçer.
Unutmayalım ki; kilitli tutulmayan her silah, namlusunun ucu kime dönerse dönsün, önce sahibi olan aileyi vurur.
Not: Başta, katliamda hayatını kaybeden gençlerimiz ve öğretmenlerimizin Ruhu Şad, Ailelerinin ve Sevenlerinin Başı Sağolsun.
Türkiye'nin bu tip olayları önleyici tedbirleri biranönce alması gerekir. Başın Sağolsun Türkiyem....