CHP Hakkında verilen Mutlak Bultan kararı, AKP'nin önünü yeniden açtı. Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığı kabul edip bir şekilde koltuğa oturursa, AKP 'Erken Seçim' diyebilir.
Türkiye siyaseti son yılların en sert güç mücadelelerinden birine sahne oluyor. Bir yanda belediyelere yönelik operasyonlar, soruşturmalar ve tutuklamalar… Diğer yanda ana muhalefet partisinin iç tartışmaları, kurultay krizleri ve şimdi de “mutlak butlan” tartışması…
Tüm bu gelişmeler yan yana konulduğunda ortaya sadece hukuki bir süreç değil, aynı zamanda büyük bir siyasi strateji tartışması çıkıyor:
Muhalefeti parçalayarak yeniden iktidar yolunu açmak…
Bugün gelinen noktada tartışılan soru yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir. Asıl soru şudur:
Türkiye’de siyaset yeniden dizayn mı ediliyor?
İmamoğlu Süreci ve Siyasi Denge
Özellikle Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen süreçler, uzun süredir siyasetin merkezinde bulunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlar, belediye kadrolarına dönük soruşturmalar ve açılan davalar yalnızca hukuki başlıklar olarak görülmüyor. Kamuoyunun önemli bir bölümü bunu siyasi rekabetin bir parçası olarak yorumluyor.
Çünkü anketlerde CHP’nin birinci parti görünmeye başlaması ve İmamoğlu’nun toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir alternatif figür hâline gelmesi, iktidar açısından yeni bir denge sorunu doğurdu.
Tam da bu nedenle, birçok siyasi gözlemciye göre hedef yalnızca bir belediye yönetimi değil; aynı zamanda muhalefetin Cumhurbaşkanlığı denklemindeki en güçlü adayını yarış dışı bırakmak.
Siyasette bazen aday kazanmaz; adayın yarışa girip girmemesi sonucu belirler.
Erdoğan’ın Adaylığı Tartışması
Türkiye’nin önündeki en kritik anayasal başlıklardan biri ise Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olup olamayacağı meselesidir.
Muhalefet uzun süredir mevcut anayasal sisteme göre Erdoğan’ın yeniden adaylığının ancak Meclis’in seçimleri yenileme kararı almasıyla mümkün olabileceğini savunuyor.
İşte tam burada “erken seçim” kavramı kritik hâle geliyor.
Çünkü normal seçim takvimi işletildiğinde anayasal tartışmalar büyüyor. Ancak Meclis eliyle alınacak bir erken seçim kararı, Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açabilecek bir siyasi formül olarak görülüyor.
Ve bu nedenle siyaset sahnesinde şu soru giderek daha fazla konuşuluyor:
Muhalefet zayıflatıldıktan sonra erken seçim çağrısı iktidardan mı gelecek?
Dün “Hayır”, Yarın “Evet” mi?
CHP Genel Başkanı Özgür Özel uzun süredir erken seçim ve ara seçim çağrıları yapıyor. İktidar ise bugüne kadar bu çağrılara sıcak yaklaşmadı.
Fakat siyaset sabit değildir. Güç dengeleri değiştiğinde stratejiler de değişir.
Eğer iktidar cephesi bugün:
- CHP’nin iç bütünlüğünün zayıfladığını,
- parti içi çatışmaların derinleştiğini,
- belediye operasyonlarının muhalefeti yıprattığını,
- Cumhurbaşkanı adaylığı denkleminde belirsizlik oluştuğunu düşünüyorsa…
Dün reddettiği erken seçimi yarın savunabilir.
Çünkü siyaset yalnızca sandık zamanı değil, sandığa hangi şartlarda gidildiğiyle de ilgilidir.
“Böl, Parçala, Yönet” Stratejisi mi?
CHP’de ortaya çıkan “mutlak butlan” tartışmaları sadece hukuki bir kriz olarak değerlendirilmiyor. Bu süreç aynı zamanda parti içindeki eski-yeni yönetim tartışmasını yeniden alevlendirdi.
Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu çizgisi, diğer tarafta Özgür Özel yönetimi…
Bu tablo doğal olarak şu yorumları beraberinde getiriyor:
Muhalefet kendi içinde bölünürse, iktidarın işi kolaylaşır.
Siyaset tarihinde “böl, parçala, yönet” anlayışı yeni değildir. Güçlü rakibi içeriden tartışmalı hâle getirmek, toplumsal enerjisini düşürmek ve seçim öncesi psikolojik üstünlüğü ele geçirmek her dönemde kullanılan yöntemlerden biri olmuştur.
Bugün yaşananlara bakan birçok kişi de tam olarak bunu görüyor.
Önce belediyeler üzerinden baskı…
Sonra adaylık tartışmaları…
Ardından parti içi krizler…
Ve en sonunda yeniden şekillenen seçim hesabı…
Asıl Mücadele Sandık Öncesinde
Türkiye artık yalnızca seçim sonuçlarının değil, seçim öncesi siyasi mühendislik tartışmalarının da konuşulduğu bir döneme girmiş durumda.
Muhalefetin kendi içindeki gerilimleri yönetip yönetemeyeceği, iktidarın erken seçim kartını ne zaman açacağı ve toplumun bu süreçte nasıl pozisyon alacağı önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olacak.
Ancak görünen gerçek şu:
Eğer CHP iç tartışmalarla enerjisini tüketirse, iktidar yalnızca rakibini yıpratmış olmayacak; aynı zamanda anayasal tartışmaları aşabileceği yeni bir siyasi zemini de oluşturmuş olacak.
Ve o gün geldiğinde, bugün “erken seçim olmaz” diyenlerin bir anda “milletin önüne gidelim” çağrısı yapmasına kimse şaşırmayacak.
Çünkü siyasette bazen en büyük zafer, rakibini seçimde yenmek değil; rakibini seçime dağınık sokabilmektir.